04 Haziran 2010

..

derkenarlar düşülmüş, kimbilir hangi sahafta başka gözlerin - sağdan sola - uzanıp kitaptan çok edeceğini bilmeden, düşülmüş, kimbilir hangi zamanın soğuk taşına oturup derin bir solukla, düşülmüş, ustan yazamam ben, uslu olmayı beceremedim ki hiç, düşülmüş, -sağdan sola-, düşülmüş, anlakla anlamak arasında, düşülmüş, sigaranın dumanı kokuyor hala, hala mı?, düşülmüş, kimsin sen, düşülmüş, ne istedin, beklemediğin neydi hayattan, düşülmüş, hayatla oyun oynamak kolay değil mi, kelimelerin var, düşülmüş, biliyorum, hiç kolaya kaçmadın, düşülmüş.

biliyor muyum?

derkenarlar düşmüş.

biliyor musun?


sonra, ilhan berk, "bursa'yı hiç görmemişim gibi gelir bana", bir kentin, bana bu kadar uzak bir kentin, nasıl da durup durup çıktığını karşıma, yoksa, görünmez kentler'deki zobeide mi, hayatımda, başka başka kimliklerle yeniden, yeniden girdiğim düşlerce?



Acının El Yazısı

Ben acıyım. Yani senin hazan düşen yüzün. Umarsız
Boyun bazan. Bazan ağzın, gölgeli gözlerin

Yani çocukluğun. Bursa'da bir sokak yani
(Bursa'yı hiç görmemişim gibi gelir bana)

Bir akşam yaktığın mum sonra bir kilisede
Daha hiç bilmediği bir yüz için ölümün

Zaman ki senden başka nedir
Ve hep bir yüz dönüşür bende

Bir yüze
Hem geceyi, hem tanyerlerini taşır kendinde

Ben ki bir yıkıntınım senin, senin büyüttüğün
Acının el yazısında

i. berk



" ... kentin kuruluşu hakkında anlatılan şu: çeşitli ulusların erkekleri aynı düşü, bir kadını, gece vakti, bilmedikleri bir kentte, sırtı dönük koşarken görmüşler, uzun saçlı ve çıplakmış kadın. onu izlediklerini düşlemişler. dönmüş dolaşmışlar, kaybetmişler onu. uyandıklarında o kenti aramaya çıkmışlar; kenti bulamamışlar ama birbirlerini bulmuşlar; düştekine benzer bir kent kurmaya karar vermişler. yolları düzenlerken her biri, kadını kovalarken izlediği yolu yinelemiş; kaçağın izini kaybettiği noktada, mekan ve surları, düştekinden çok farklı, kadının bir daha kendisinden kaçamayacağı biçimde düzenlemiş.

bir gece aynı sahnenin yinelenmesini bekleyerek yerleştikleri zobeide kenti buydu işte. hiçbiri, ne uykuda, ne de uyanıkken bir daha asla görmedi kadını. kentin yolları, hepsinin her gün işe gidip geldikleri, düşteki kovalamaca ile hiçbir ilgisi kalmamış yollardı artık. zaten o düş de çoktan unutulmuştu.

onlarınkine benzer bir düş gören yeni erkekler geldi başka ülkelerden, zobeide kentinde düşteki yollardan birşeyler buluyor, peşinde oldukları kadının izlediği yola iyice benzesin, kaybolduğu noktada kadına hiçbir kaçış yolu kalmasın diye kemerlerin, merdivenlerin yerini değiştiriyorlardı.

kente ilk gelenler, bu insanları zobeide'ye, bu çirkin, tuzak kente çeken şeyi anlamıyorlardı."



- ayırmak zorunda değilsin şiiri, bırak, şiir gibi konuşsun, o gerçek değil, biz gerçek olmaktan korkmuyor muyuz bakıp aynaya?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder