bir izlanda gecesinde yıldızlara bakarmış gibi yaparken aklıma gelen çingene kızı, binli yılları geçtiğimiz, bacakaranda sirenler, elinde avucundakini verirken sen, tarih yoktu. kötürüm bir karanlığa mahkumduk. sokak lambaları hükümet hükmünde, bi saatten sonra yanmıyordu, bi saatten sonra biz biz olmuyorduk.
sokak lambalarının altında vergisi verilmiş cigaralar yanıyordu. devlet evlatlarını karanlıkta bırakmıyordu.
kimliğin yoktu. kimsem yoktu. ARANIYORDUK. donumuz, ayak bağımızda aranıyorduk. kitap aralarımızda, okumayı öğrendiğimiz gün taşımaya başladığımız, parmakuçlarımızda aranıyorduk. bizi arıyorlardı, kahkahalar atıyor, kahkahalarımıza bakıp, ağlıyorduk. kahkahayla kapattığı yüzünü ağlayarak açan adamların, yaşını siliyorduk, inanıyorduk her vakit ve hep! siyah beyaz bir melodram da olsa, kağıdın kestiği serin bir gece de olsa, birbirimize sarılıp, inanıyorduk. vakit aldanma vaktiydi. vakit, her ne pahasına olursa olsundu, inanma vaktiydi ve bize paha biçilen hep bildiğimiz bir aldanmaydı. kendimize aldanıyorduk. mesela sen bana bakıp inanırken ben sana bakıp aldanıyordum. işte böyle sahici hikayeler akıp gidiyordu sokaktan.. ben mesela aramızdan akan bir ırmağın varlığına o kadar emindim ki, bir şiiri düşürdüm. şairin bedeni kupkuruydu, bir ceset gibi akıyordu ırmaktan, az yaşamış bir ceset gibi. şapkamı çıkardım, saygıyla eğildim toprağa. şairin cesedini taşıyan ırmağın önündeydim, bizim yapmamız gerektiği gibi, şapkamı çıkarıp eğildim toprağa, onun huzurunda inanacaktım, her şeye. sana. biliyordum, tek tanrın bendim. ben bile eğilebiliyordum. biliyordun. bana inanıyordun. seni aldatmıştım. umursamıştın. kanıyorduk.
birbirimize bakarmış gibi yapıp, yıldızlara bakıyorduk.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)